.::Eğitimci-Şair Cahit CAN::.

NOT: Bu özellikeri kullanabilmeniz için javascriptiniz açık olmalı.

ANASAYFA
Yarışma

 Bilgi ve Kültür Yarışmaları Üzerine

 

 

Erzurum Millî Eğitim Müdürlüğünce, iki yıldır, ilköğretim ve ortaöğretim okulları arasında “bilgi ve kültür yarışması” tertip ediliyor. Daha önce de en son olarak, yanlış hatırlamıyorsam, 2003-2004 eğitim-öğretim yılında düzenlenmişti. Bu yarışmalar sonunda temin edilecek alî menfaat, ilköğretim ve ortaöğretimde Erzurum’daki eğitimin kalitesini yükseltmek, diğer taraftan da farklı okulların öğrencilerinin ve öğretmenlerinin kaynaşmasını sağlamakmış.

Yanlış anlaşılmamam için şunu peşinen söylemem lazım: Görev yaptığım okul olan A.Ü.Aydın Doğan Özel İlköğretim Okulu, geçen yıl, 1. Kademede il birinciliğini kur’a ile kaybetti, 2.kademe ise il 2.si oldu. Okulumuz, bu yıl da ilk yarışmada 1.kademede 20 soruda 19;  2. Kademede de 20 soruda 20 doğru cevapla grup birincisi oldu.

Ben bu yarışmalarla beklenilen alî menfaatin temin edileceği düşüncesinde değilim. Değerlendirmelerimi bizatihi şahit olduklarıma ve diğer okullarda karşılaşılan sıkıntılara şahit olanların anlattıklarına dayalı olarak yapacağım. Bir kere had safhada organizasyon hataları var. Eğer bu bir yarışma ise yarışma salonuna sadece yarışacak öğrenciler alınmamalı, yarışmaya katılacak okulların diğer öğrencilerinin de seyirci olarak salona alınması sağlanılmalı. Hatta okulların öğretmenlerinin de gelmesi temin edilmeli ve isteyen öğrenci velilerinin de programı takip etmesine müsaade edilmeli. Öğrencilerin tanışması ve kaynaşması düşünülüyorsa bu sadece yarışmaya katılacak öğrencilerle sınırlı olmamalı. Diğer öğrencilerin ve öğretmenlerin de kaynaşmaya, tanışmaya ve görüşmeye ihtiyacı olsa gerek. Yarışma yapılmadan önce bir folklor ekibinin gösteri yapması, sesi güzel öğrenci ya da öğretmenlerin salonda hazır bulunanlara müzik ziyafeti sunması ya da bir-iki parodi veya skeç sergilenmesi ne kadar harika olur, değil mi? Kısacası bu yarışmalar bir festival havasında olmalı. Oraya gelen öğrenci, öğretmen ve veliler gülmeli, eğlenmeli, stres atmalı. Ancak böylece bir taşla birçok kuş vurulmuş olur.

Diğer taraftan yarışma yapılacak okula gidildiğinde, yarışmacıları çoğunlukla yıllardır duvarları badana ve boya görmemiş kirli mi kirli buz gibi bir salon karşılıyor. Böyle bir salonda ancak “titreme şampiyonası” yapılabilir. Üstelik yarışma esnasında dört öğrencinin rahat bir şekilde oturup soruları değerlendirebileceği kadar kuru sıra bile yok salonda. Dört öğrenci birer kişilik iki sırada oturmak mecburiyetinde kalıyor. Yarışmada görevli öğretmenler ise-bulabilirlerse şayet-duvar diplerine dizilen birkaç tahta sırada oturmak zorunda kalıyor. Bu şartlarda başlayan bir yarışmanın ne bir cazibesi olur ne de bir faydası düşünülebilir. Üstelik yarışma için resmî olarak görevlendirilen jüri üyelerinin kılık-kıyafet yönetmeliğine uygun giyinmemiş olmaları da işin bir başka hoş olmayan yanı.

Her okuldan dört öğrenci, okulu adına yarışmaya katılıyor da, acaba hiçbir salonda yarışmacı öğrencilerin kimlik kontrolü yapıldı mı? Ben iki yıldır görmedim. Sordum, soruşturdum yapıldığını söyleyen de olmadı. Bir okul, başka bir okulun başarılı bir öğrencisini veya 1. kademedeki gruba, kendi okulundaki başarılı bir 2. Kademe öğrencisini, 2. kademede yarışacak gruba da geçen sene mezun ettiği bir öğrencisini sokamaz mı? Bu tür yarışmalarda dört kişilik grupta bir tane iyi bir öğrencinin olması yeterlidir. İşte bu şekilde gayri nizami bir yolla alınan bir öğrenci, o okulun galip gelmesini hatta il şampiyonu olmasını çok rahat sağlayabilir. 

Güreşte, boksta ve benzeri diğer spor dallarında her müsabık kendi kilosundakilerle yarışır. Topla oynanan oyunlarda (futbol, voleybol, basketbol vs…) ise ligler vardır.  Mesela kimi takımlar 1. ligde, kimileri ise 2. ligde top koşturur. Yani 50 kgr’lık bir boksörü ya da güreşçiyi 80 kgr’lık bir boksörle ya da güreşçiyle veya bir 2. Lig takımını 1. Lig takımıyla yarıştırmak ne kadar abesle iştigal ise, branş öğretmenleri tamam olmayan bir köy okulunu da bir özel okulla yarıştırmak o kadar abesle iştigaldir.

Jüri üyeleri ve okullarını temsil eden guruplar yerlerini alıyor ve yarışma başlıyor. Şimdi biz kiminle kimi yarıştırıyoruz bakar mısınız?

· Derslerine matematik öğretmeni olmadığı için fen ve teknoloji öğretmeninin girdiği öğrenciyle, bütün derslerine ilgili branş öğretmeninin girdiği öğrenciyi.

· Henüz meslekî tecrübesi olmayan öğretmenin öğrencisiyle mesleğinde en az 20-25 yıllık tecrübesi olan öğretmenin öğrencisini.

· Elinin altında doğru dürüst ders araç gereci olmayan öğrenciyle, evine poşet poşet kaynak kitap, dergi, yaprak test giren öğrenciyi.

· Dershaneye dahi gidemeyen öğrenci ile bırakın dershaneyi, evinde özel ders alan öğrenciyi.

· Şehrin varoşlarındaki ya da herhangi bir köydeki okulun öğrencisiyle, özel okul öğrencisini.

· Çocuğunun kaçıncı sınıfta olduğunu bilmeyecek kadar çocuklarına ilgisiz olan babanın çocuğuyla, çocuklarının eğitimi için her türlü ekonomik fedakârlıkta bulunma imkânına sahip babanın çocuğunu.

· Günde cebine 1 TL harçlık zor giren ve Erzurum’un ayazında km.lerce yürüyerek okula giden öğrenciyle, günlük 10-15 TL harçlığı bile azımsayan ve özel otosula, üstelikte korumalar eşliğinde, okula gelen öğrenciyi.

Evet, bu farklılıklar daha da çoğaltılabilir. Diyelim bütün bu farklılıklara rağmen yarışmayı başlattık ve öğrencilere 20 soru yönelttik. Diyelim ki 20 sorunun sonunda en fazla soruya doğru cevap veren iki okulun puanları eşitlendi. Beş tane de yedek soru sorduk, yine eşitlik bozulmadı. Olur mu? Olur. Geçen sene oldu bile. Dolaysıyla bu yıl da olabilir. Sonra ne olacak? Kur’a çekilecek. Sıralama kur’a ile belirlenecek. Hani biz “bilgi ve kültür yarışması” yapıyorduk? İyi de bu yarışma olmaktan çıkıp millî piyango çekilişine dönmedi mi? Böyle yapıncaya kadar, mademki bu bir yarışma, eşitlik bozuluncaya kadar soru sormaya devam edilemez mi?

Sonunda şöyle ya da böyle sıralamayı yaptık diyelim. Usulen de olsa bir ödül merasimi yapılır. Bir yetkili mikrofonu eline alıp ve “Bu yarışmaların kazananı, kaybedeni olmaz.” demez mi? Hem “A okulu birinci, B okulu ikinci, C okulu üçüncü diyoruz ve bu öğrencilere çam sakızı, çoban armağanı türünden hediye veriyoruz; diğerlerine de onları bir köşede melül mahzun bırakarak siz sıralamaya giremediniz demiş gibi oluyoruz; sonra da “Bu yarışmaların kazananı, kaybedeni olmaz.” diyoruz. Peki bu aleni bir tenakuz değil midir? Biz bunların hangisine inanacağız?

Yarışma sonunda A okulu en fazla sayıda doğru cevabı olduğu için birinci ilan ediliyor. Peki, bu birincilik,  o okulun mudur, yoksa en fazla doğru cevabı veren o dört öğrencinin midir? Bana göre birinci olan okul değil, o dört öğrencidir. Dolaysıyla yine bana göre, bir okulun başarısını yarışmada kazanan ya da kaybeden öğrencilerle ölçmek hakkaniyet ölçüleriyle bağdaşmaz. Eğer okulların başarısı kıyaslanacaksa il çapında SBS ya da ÖSS formatında bir imtihan yapılır, okulların ortalama puanları tespit edilir ve bu puanlar karşılaştırılır. Bundan daha nesnel bir değerlendirme de yoktur kanaatindeyim.

Gelelim bu yarışmalardan beklenilen alî menfaatlere… Bu yarışmalardan beklenilen birinci fayda, ilimizin eğitiminde kaliteyi artırmaktı. Bu yarışmalara nasıl hazırlanılıyor? Diyelim 1.kademede 5. Sınıflar arasından dört öğrenci seçiliyor, iki tane de 4. Sınıf öğrencisi ekleniyor ve bu altı öğrenci ile yarışmaya özel hazırlık yapılıyor, o da yapılıyorsa tabii. Peki, bu öğrenciler özel olarak hazırlanırken diğer beşinci ve dördüncü sınıf öğrencileri ne yapıyorlar? Onlar normal programlarına devam ediyorlar. Hadi diyelim bu yarışma hazırlığı, hiç ayrım yapmadan dördüncü ve beşinci sınıftaki bütün öğrencilerle birlikte yapıldı. Peki, 3, 2. Ve 1. Sınıflardaki öğrencilere ne faydası olacak bu yarışma hazırlığının?

Aynı durum ikinci kademe için de geçerli. 8.sınıf öğrencileri yarışma hazırlığı yaparken 7. Ve 6. sınıflarda normal program devam ediyorsa bu yarışmanın faydası bütün sınıflara ya da bütün öğrencilere şamil değildir demek ki.

Her ne kadar da “Bu yarışmaların kazananı, kaybedeni yoktur.” diyorsak da öğrenciler buna inanın inanmıyorlar. Bu söz onları teselli etmiyor. Biz sadece kendi kendimizi kandırmaya çalışıyoruz o kadar. Siz hiç yarışmada kaybeden öğrencilerin yaşadığı üzüntüyü, ezikliği, burukluğu gördünüz mü? Ben gördüm. Okulum kazandığı halde, o öğrencilerin üzüldüğünü gördüm ve onların daha fazla üzülmemesi için sevincimi gereği kadar dışa vuramadım. Öğrencilerime de kazandıkları zaman, taşkınlık yaparak kaybedenlerin daha fazla üzülmesine sebep olmamalarını tembihledim.

Şehrin varoşlarındaki ya da köydeki okulun öğrencileri kiminle yarışacaklarını biliyorlar. Gruplarında özel okul olduğunu öğrendikleri zaman ümitleri solmaya başlıyor. Onlar yarışmanın yapılacağı okula, evleri yakınsa yürüyerek, uzaksa toplu ulaşım araçlarıyla geliyorlar. Onlar bahçede bir yandan zamanın geçmesini, bir yandan da merak ettikleri özel okulun öğrencilerinin gelmesini bekliyorlar. Ve özel okul öğrencileri ya kendilerine tahsis edilmiş bir servisle ya da ailelerinin lüks otomobilleriyle geliyorlar. O çocuklar, lüks arabalardan inen oldukça bakımlı, alımlı ve kendilerine güvenleri tam olan rakiplerini görünce ikinci bir yıkım yaşıyorlar. Bu ruh haliyle bu öğrenci gruplarının kaynaşması mümkün mü? Kaynaşmak bir yana, kendilerinden her bakımdan daha iyi imkânlara sahip özel okul öğrencilerine belki de haset ediyorlardır, kinleniyorlardır.

Hülasa bu yarışmaların günahını ve sevabını, faydasını ve zararını teraziye koyup tartacak olsak hiç şüphesiz günahı yani zararı ağır gelir derim. Bu yarışmalar ya bu formatta yapılmamalı ya da zararları asgariye indirilecek, eğitime gerçekten faydası dokunacak şekilde yapılmalı derim.

 

 

» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
Email (Üyeler adresinizi göremez)
İsim
Başlık
Yorum
 
< Önceki   Sonraki >

***NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE! -ATATÜRK-***